Galatasaray hakkında köşe yazıları paylaşımı.
Kaynak koymayı unutmayınız. :type
Hepiniz yüklediğim anlam kadarsınız...Beklemek yavaş yavaş ölmektir...
'Rozet'çiler
Galatasaray'da kim olursa olsun, Fenerbahçe ile baş edemeyecekleri tek konu, kulübe olan maddi bağımlılıklarıdır. Fenerbahçe'nin sportif eşyalarının satıldığı mağazalarda tişörtler, formalar, atkılar, anahtarlıklar ve daha bir sürü şey satışa çıktı mı kısa süre içinde bitiyor. Her zaman söylerim, Fenerbahçeli ister zengin olsun ister fukara, mutlaka gider kulübüne destek olsun diye bir şeyler alır. Gelelim Galatasaray'a... Belki bana kızacaklar ama ben Galatasaraylıları genellikle, "Rozet Galatasaraylısı" olarak görürüm. Onlar bir gariptir. Özellikle mektepliler ve de ağır zenginlerin büyük bir kısmı mutlu günlerde ortaya çıkarlar. Altın rozetlerini takarlar, ellerinde şampanya ya da viski kadehleri ile şampiyonlukları kutlarlar. Sair zamanlarda ise ortada görünmezler. Ne altın rozet kalır, ne kendileri! Asla bırakmayacakları bir şey vardır; o da dedikodu. "Takım şöyle, takım böyle. Bu adam alınır mı? Stat biter mi, bitmez mi? Paralar nereye gitti? Borç dağ boyu oldu..."
Bu fırsatı kaçırmayın
Şimdi burada durun... Paralar ve borçları soran Galatasaraylılara deseniz ki, "Arkadaşlar herkes elini cebine atsın, bütçeniz kadar kulübe destek yardımı yapsanız" ne olur biliyor musunuz? Herkes kapıdan kaçarken birbirini ezer. Kimse kırılmasın, ben bu kulübü elli yıldır hem içerde, hem de dışarıda izliyorum. Aksini söyleyen varsa beri gelsin. Bu lafım ortada gözükmeyen zengin Galatasaraylılara'dır. Adnan Polat yeni yapılmakta olan "Türk Telekom Arena" stadının 140 süper locası ile kombine kartlarını satışa çıkarttı. Buradan çok yüksek bir gelir beklediğini açıkladı. Polat yüzde yüz haklıdır. İki üç senede bir stat yapılamayacağına göre bu fırsatı iyi değerlendirmek zorunluluğu vardır. Galatasaray'ı seven büyük ağabeyler için şu günler ellerini ceplerine atıp loca ve bol miktarda kombine alma günleridir. Vermeden almak bu oyunun kuralı değildir. Bu oyunun kuralının birinci maddesi, ama az ama çok sen de vereceksin, eğer bir şey olmazsa o zaman hesap soracaksın.
FOTOMAÇ : İSMET TONGO
doğru söz ne denir... biz her yıl forma almayı bile fazlalık olarak görüyoruz . .. ingilter de belki herkes kendine her yıl forma almıyor ama yine her yıl taraftraı olduğu takımın formasını alıyor kendi giymese bile hediye ediyor... ben turizm sektöründe çalışıyorum ... ingilizlerin takımının formalarını kaç defa hediye etmelerine şahit oldum ben de bile 3 tane forma var .. ama bu bizde yok işte pahalı diye almıyoruz halbuki her yı forma almak cebimizi ne kadar zorlar ki ? forma 100 lira olsa aya böldüğünde kaç para yapar ki ... ben her yıl forma almaya özen gösteriyorum en azından inşallah ileride böy olur umarım....
Ben Mahmut Özgener’in yerinde olsam şöyle derim;
‘Sayın Polat bana kafa tutacağınıza iyi takım kurun, iyi hoca bulun da bu hallere düşmeyin!’
Buna verilecek cevap da yoktur.
[quote author=hellci link=topic=48.msg4183#msg4183 date=1240941809]
Ben Mahmut Özgener’in yerinde olsam şöyle derim;
‘Sayın Polat bana kafa tutacağınıza iyi takım kurun, iyi hoca bulun da bu hallere düşmeyin!’
Buna verilecek cevap da yoktur.
[/quote]
bu lafları başkana biz söylerizde,özgenerin haddine değil böyle şeyler.ayrıca onun çapını aşar Galatasaray'a akıl vermek.
[quote author=tyaman link=topic=48.msg4189#msg4189 date=1240942186]
[quote author=hellci link=topic=48.msg4183#msg4183 date=1240941809]
Ben Mahmut Özgener’in yerinde olsam şöyle derim;
‘Sayın Polat bana kafa tutacağınıza iyi takım kurun, iyi hoca bulun da bu hallere düşmeyin!’
Buna verilecek cevap da yoktur.
[/quote]
bu lafları başkana biz söylerizde,özgenerin haddine değil böyle şeyler.ayrıca onun çapını aşar Galatasaray'a akıl vermek.
[/quote]
aslında söylenecek çok söz var
lakin gelde anlat her iki tarafa
ben başkanımızın iyi niyetinden şüphe duymuyorum. elinden gelenin en iyisini maddi imkanlar dahilinde yapmaya çalışıyor. desteği de hakediyor bence..
Futbolcu ceketini çıkarmayı bilmezsen
Eleştiri konusunda iki sözü çok beğenirim. İngilizlerin efsane lideri Winston Churchil şöyle der:
"Eleştiri belki güzel bir şey değildir. Ama gereklidir. Ağrı ile aynı işi görür. Çünkü ağrı da vücutta bir arıza olduğunu haber verir."
Fransızlar'ın ünlü komutanı Napoleon'un eleştiriye bakış açısı şöyledir:
"Yapıcı eleştiri, akıllı insanları güçlendirir. Ahmakları ise öfkelendirir."
Hacettepe yenilgisi sonrası Bülent Korkmaz'ın eleştirilerle ilgili yaptığı yorum da şöyleydi:
"Ben eleştirileri ciddiye alan ve dinleyen birisi değilim. Yorumları bile okumam. Herkesin kendine göre doğrusu vardır."
Her iyi oyuncu için, her yıldız oyuncu için, efsane mertebesine ulaşmış her oyuncu için "İyi hoca olacak" diye bir kural yok. Çünkü sahada oynamakla, saha dışından saha içini yönetmek arasında dağlar kadar fark var.
Futbolu bırakıp hocalığa adım atan bir oyuncu, başarılı olmak istiyorsa önce üzerindeki futbolculuk ceketini çıkaracak. Farklı karakterlerden oluşan futbolcu topluluğunu yönetirken asla kendisiyle kıyaslamayacak. Eleştirilere karşı tahammüllü olacak. Gerektiğinde dik duracak, gerektiğinde eğilip bükülmesini bilecek.
Galatasaray son 5 sezonda iki efsane oyuncusuyla hoca olarak olarak çalıştı.. Biri taraftarın sevgilisi Karpatlar'ın Maradona'sı Gheorghe Hagi, diğeri Galatasaray'da "Efsane" olan ve kaldırmadığı kupa bırakmayan Bülent Korkmaz.
Hagi de, Korkmaz da kafa yapısı olarak "Dik" insanlar..
Hagi'nin eleştiriye tahammülü yoktu. Galatasaray'ın kaybettiği bir maçtan sonra basın toplantısında bir gazetecinin, "Otoriteler orta sahada zaafiyet olduğunu söylüyorlar" şeklindeki sorusuna Hagi şu cevabı verdi:
"Otoriteler kim? Burada otorite benim. Saha kenarından maçı çevirmek zor. Eskiden ben saha içindeydim. Bir frikik atıyordum ve işi bitiriyordum."
Bernard Show'un sözüdür: "Akıllı adamlar aklını kullanır. Daha akıllı olan adamlar başkalarının da aklını kullanır."
Hagi de, Korkmaz da kendi akıl yollarında yürümeyi seçtiler. Üzerlerinden "Futbolcu ceketi"ni çıkaramadıkları için, değişmeyi reddettikleri için, başkalarının aklını kullanmayı tercih etmedikleri için ve en önemlisi eleştiriye tahammül göstermedikleri için çalıştırdıkları kulüplerde uzun soluklu kalıcı olamadılar.
Hagi de, Korkmaz da futbolcu olarak mükemmel profesyoneldi. Hayatları hep ev ile antrenman sahası arasında geçti. Sosyal anlamda hiç güçlü ve faal olamadılar. Futbol sadece futbol değildir. Hocalıkta "Sosyal olmak" büyük önem taşır. Sosyal eksiklik yüzünden ikisi de yıldızlarla sorun yaşadılar.
Hagi, gün geldi yönetime "Petre giderse Ümit Karan da gidecek" diye kafa tuttu; gün geldi Ribery ile sıkıntısını çözemedi.
Bülent Korkmaz da önce Lincoln ile gereksiz bir kriz yarattı. Bu kriz büyüdükçe çözülmez hale geldi. Hatta bu kriz yerlilerle yabancılar arasındaki güç savaşının dışavurumu haline dönüştü.
KEWELL'A SAHİP ÇIKMADI
Bülent Korkmaz, sadece yabancılarla değil, yerlilerle de sorunlar yaşadı. Ama orada da adil davranamadı; çifte standart uygulandı. Lincoln ile olan sorunda disiplin gösterisi yapılırken, Ayhan'ın kadrodışı kalışı "sakatlık" diye açıklandı. Bugün Kewell ile Baros'un 2008 sonlarındaki havalarından, formlarından uzak oluşlarında Bülent Korkmaz'ın Lincoln ile yaşadığı sorunun payı olmadığı söylenemez.
Kewell'ın küskün görüntüsünde tek suçlu Korkmaz değil. Ama ihmali var. Yönetimin, Kewell'ı daha once söz verilip program yapılmış olmasına rağmen sadece TFF ile arasındaki gerginlik nedeniyle Avustralya Futbol Federasyonu'nun etkinliğine göndermeyişine Bülent Korkmaz hiç müdahele etmeyerek hata yaptı. Bu psikolojiye anlayacak yapıya sahip olsa, yönetimin önü ne dikilir, "Futbolcuyu TFF ile aramızdaki soruna meze yapmayalım" diyebilirdi.
Bu eksikliği, bir karakter sorunu olarak görüyorum. Mezarlıktan geri dönmeyi ve gömülmeyi reddeden tek şey insanın karakteriymiş.
Levent Tüzemen / Sabah
Hepiniz yüklediğim anlam kadarsınız...Beklemek yavaş yavaş ölmektir...
Korkmaz şimdi gitmiyor Sezon sonunda da kalmıyor
İnsanları anlayamıyorum... Bu yaşa geldim; neyi hedeflediklerini çözemiyorum. Ama artık şunları görüyorum:
- Bugün beyaz dediklerine yarın siyah diyebilirler!
- Bugün zirvede olan, yarın yerin dibine girebilir!
- Bugün 'çok iyi bir insan' olarak görünen, yarın 'Çok kötü bir insan' olarak anlatılabilir.
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ne demek istediğimi anlamış olmalısınız.
Bülent Korkmaz, üç ay önce göreve geldiğinde neler söylediler neler... 'Cesur yürek' dediler, 'Galatasaray tarihinin altın adamı' dediler, 'Ne de iyi oldu' dediler. Hatta pankart açtı tribüne taraftarlar; 'Sonuna kadar seninle birlikteyiz' dediler.
O dündü...
Ya bugün!
Bugün o tribündekiler istifaya çağırdılar Bülent Korkmaz'ı... Hem de iki, üç gün gibi kısa bir sürede...
Gel de anla sen şimdi bu insanları!
Kafamdan bunlar geçerken, Hacettepe maçından iki gün sonra Adnan Polat'a telefon açtım:
- 'Sayın Başkan iyi günler. Kafamı kurcalıyor da size sorayım dedim. Bülent Korkmaz'ı gönderecek misiniz?'
- 'Nereden çıkıyor bunlar? İsteniyor ki hemen darağacını kuralım, çocuğu da iskemleye çıkaralım, tekmeyi de vuralım. Yok böyle bir şey... Sinirler bozuk, canımız elbette sıkkın... Sakin olup düşünmemiz lazım... Şimdi güle güle Bülent demek vicdansızlık olmaz mı? Sezon sonu bir gelsin oturup her şeyi konuşuruz...'
Telefonu kapattım, yine düşüncelere daldım. Demek ki Bülent hoca şu anda gitmiyor. Ama sezon sonunda da kalmıyor.
Yönetimde de ilginç görüşler var. Bülent hoca için üç gruba ayrılmışlar:
a) 'Yetersiz' diyenler...
b) 'Gömlek bol geldi, biraz tecrübe kazanmasını beklemek lazım' diyenler... c) 'Karizmatik bir hoca getirelim; Bülent de yanında devam etsin' diyenler...
Düşünüyorum... Ben Bülent olsaydım ne yapardım acaba... Dün, 'Aslansın, kaplansın, cesur yüreksin!'
Bugün 'Yetersizsin, gönderileceksin, istenmeyensin!'
Yazık...
Adnan Polat döneminin 2 yılda 5. hocası Bülent Korkmaz...
Görünen o ki, 6.'sı gelecek!
Ne olacak peki; bir süre sonra gelene de mi güle güle denecek!
Anlayış, günü kurtarma, koltuğu kaptırmama mantığı değişmedikçe daha çok Bülent'ler gelir gider...
Arda ve sonrası
Hani Başkan Adnan Polat, bundan bir ay önce İtalya'da yaptığı röportajda 'Arda'nın etrafında bir takım oluşturacağım' demişti ya...
O takımın da bugünden kimler olacak diye merak ettim.
Benimki sadece merak işte...
Başkan Arda'nın etrafında bir takım kuracaksa:
- Başta Lincoln olmayacak.
- Hasan Şaş olmayacak.
- Ümit Karan olmayacak.
- Aydın olmayacak.
- Nonda olmayacak.
- Yaser olmayacak.
- Serkan Çalık olmayacak.
- Linderoth olmayacak.
- Mehmet Güven olmayacak.
- Volkan Yaman olmayacak.
- De Santis olmayacak.
- Sabri'nin durum belli değil.
Bu isimler benim tahminim...
Çünkü Başkan Polat ile futbolun bir numaralı ismi Haldun Üstünel çoktan transfer görüşmeleri yaptılar, bazılarını bitirdiler bile...
Açıklamıyorlar, sezon sonunu bekliyorlar.
Yani Galatasaray bu sezon kampa ilk başladığı gün tam kadro başlayacak.
Lider Arda olacak, etrafında voltran oluşturulacak. 'Haydi yürüyün' diyecek Polat...
Gidecekler ise açıklanacak.
Şunun şurasında ne kaldı ki...
Organize işler bunlar!
Ankara dönüşü takıma yönelik iğrenç saldırı, basit bir olay değil.
Birkaç Galatasaraylının öfkelenip, kendinden geçmesi ve bunu eyleme dönüştürmesi olarak değerlendirmeyin bunu.
Organize işler bunlar!
Bu birkaç Adnan Polat düşmanının bazılarını 'Şimdi gidin orayı karıştırın... Galatasaray elden gidiyor' diye kışkırtmasından başka bir şey değildir...
Çünkü tribünden gelen bir Haldun Üstünel'in her şeyden haberi olur...
Soruyorum; maç sonrasında böyle bir organizasyon yapılacağının sinyalini bile almamış...
Yani oraya gelen kafası bulanıkların kahvede otururken 'Haydi gidip şunlara bir haddini bildirelim...' muhabbeti değil bu saldırı...
Bu planlı, programlı bir senaryodur..
Ne oldu? Galatasaray herkese rezil oldu.
Ne oldu? Yabancı futbolcular şok geçirdi.
Yani üç-beş kendini bilmezin güya hesap sorması, Galatasaray'ı düzlüğe çıkardı mı şimdi!
Havaalanındaki kavga sonrasında yabancıları yatıştırmak Haldun Üstünel'e düştü...
Kewell ve Milan Baros sordular.. 'Niçin bu kavga, neden oluyor, bu nasıl bir anlayış... Yine olur mu?' gibisinden yığınla sorularla endişelerini dile getirdiler.
Üstünel, dili döndüğünce olayları anlatmaya, çalıştı... Kewell ve Milan Baros'un şaşkınlığı hala geçmedi... Üstünel, soğuk terler döktü ikna etmek için... Dramatik bir durumdu... Kewell ve Baros bundan sonra Türkiye'ye gelecek yabancı futbolcuların durumlarından falan bahsettiler...
Yani havaalanındaki 'hesap sorma' her şeyi altüst etti...
Şimdi kına yakın isterseniz...
Neredesin ey vefa
Hem Bülent Korkmaz'a hem de Hasan Şaş'a, Hacettepe maçında yapılan vefasızlığı asla içime sindiremiyorum...
Bunlar Galatasaraylı olamaz...
Bunlar sarı-kırmızılı renklere gönül verenler hiç olamaz...
Bunu Hagi gibi bir efsaneye, Fatih Terim gibi bir tecrübeye, Hakan Şükür gibi bir yıldıza, Faruk Süren gibi başarılı bir başkana da yapmadılar mı?
Bunlar vefa nedir bilmeyen sadece skora göre yaşayan sözde Galatasaraylılardan başkası olamaz...
Bülent Korkmaz'ı istifaya davet ettiniz, çok mu mutlu oldunuz?
Hasan Şaş'ı yuhaladınız, içiniz mi rahatladı?
İkisiyle de konuşmak istedim, sustular...
Dudakları titredi, gözleri doldu, ama ağızlarından tek laf çıkmadı.
Bu vefasızlığı artık kaldıramıyorum... Vicdanıyla bilet parası verenlerin arada sıkışıp kaldığı bu insanları anlayamıyorum... Öğüte öğüte kimse kalmadı daha bıkmadınız mı?
Biraz daha dayan Bülent hocam, biraz daha dayan Karataşlı Hasan kardeşim...
Tarih sizi hep yazacak.
Onlarınsa adı bile anılmayacak.
Yiyin Polat'ı rahatlayın
Adnan Polat'ı sevin ya da sevmeyin ama eleştirirken, medyaya haber uçururken, ailesini karalarken, iğrenç iftiralar atarken bir gün aynı şeylerin sizin de başınıza geleceğini unutmamanız lazım...
Polat'a muhalifler imza kampanyası başlatmışlar safsatalarına gülüp geçiyorum...
Çünkü sadece Galatasaraylı olup, şampiyonluklarla laylom yapanlar sisli havada ortaya çıkıyorlar...
Aslında burada ömrünü Galatasaray'a adamış Özhan Canaydın'ın devreye girmesini beklerdim.
Çünkü Polat'ı en iyi tanıyan o değil mi?
Bir parmağıyla camiayı hizaya sokmaz mı?
Ama Özhan abinin ağzı var dili yok, çıtı çıkmıyor...
Ne konuşuyor, ne yorum yapıyor, ne muhalefet peşinde...
Hani Polat evladıydı!
Ne demek bu kadar sessiz kalması!
En iyisi hep birlikte Adnan Başkan'ı yiyelim herkes rahatlasın...
Laylomcular içki masalarında 'Nasıl bitirdik Polat'ı' demenin keyfini çıkarsınlar...
http://www.aksam.com.tr/2009/05/05/y..._kalmiyor.html
Hepiniz yüklediğim anlam kadarsınız...Beklemek yavaş yavaş ölmektir...
bahri havadır ı sevmem ama doğru noktalara parmak basmış.
özellikle havaalanındaki olay hiç şık olmadı.![]()
LEVENT TÜZEMEN: PABUÇ PAHALI! (SABAH)
Düşünün Galatasaray Avrupa defterini kapatmış, ligde şampiyonluk yarışından kopmuş ve Digitürk'te 6 maç aynı anda yayınlanıyor. Ama Kayseri ve çevre illerdeki Galatasaraylılar evde oturmak yerine takımlarını desteklemeye koşmuşlar. Anadolu'nun en modern stadının 33 bin kişilik tribünleri dopdoluydu..
UEFA Kupası'na katılmak tehlikeye girince Galatasaraylı futbolcular hemen ciddiyete büründü. Çünkü kaybettiklerinde pabucun ne kadar pahalı olacağını biliyordu. Eğer Arda 3 maç ceza almasaydı Galatasaray bugün şampiyonluk yarışının içinde olurdu. Arda'ya önerim; sen hem lider hem de yıldız oyuncusun. Örnek de olmalısın... Arda-Lincoln-Ayhan işbirliği Galatasaray'a hücum zenginliği kazandırdı. İlk 45'te skor 4-0 olurdu. Baros'un penaltıdan attığı golden sonra skorun büyümesini Baros, Barış, Ayhan ve Arda'nın beceriksizliği engelledi. Bu dörtlü karşı karşıya gözü kapalı atacakları golleri kaçırdılar. Oyunun kontrolü hep Galatasaray'ın elindeydi. Özellikle Baros'u indiren Bouzid atıldıktan sonra hücum gücü Galatasaray'a geçti.
YAŞAR YALÇIN: AVRUPA AŞKINA (FOTOMAÇ)
Artık bu sezon Galatasaray için tek hedef kaldı. O da Avrupa kupalarına katılabilmek. Bütün sezon ne kadar aksilikler olduysa sarı-kırmızılı takımı buldu. Ne sakatlıklardan kurtulabildiler, ne de cezalardan. Üstüne bir de teknik direktör şansızlıkları yaşanınca, sonuç ortada. Aslında bu sezon ağır eleştirileri de fazla hak etmiyorlar. Yine de sen Galatasaray'sın bu duruma düşmeyeceksin, o da başka. Cezası nedeni ile Ankaragücü maçı Kayseri'de yeni yapılan güzel stat da oynandı. Benim anlamadığım rakip 10 kişi, Bülent Korkmaz hâlâ defans düşünüyor. Ya hoca yapma , korkunun sonu yok, al forvete Nonda'yı, rakip da bu kadar üstüne gelmesin. Bu takım Galatasaray. Anlayın artık, dilimizde tüy bitti. Defanstan Serkan'ı çıkarıp, Sabri'yi almakla bu iş olmaz. Neyse ki zorda olsa 3 puan geldi de Avrupa kupasına katılma şansı devam etti.
ZAFER ERTEM: YARA SARIYOR (FOTOMAÇ)
Ne derseniz, ister "İş işten geçti", isterseniz "Atı alan Üsküdar'ı geçti" deyin bazen takımınız hedeften uzaklaşsa da sıradan bir maçta bile futbol izlemek istersiniz. G.Saray cezalı maçında Kayseri'de taraflı tarafsız herkesi futbola doyurdu, önce bu gerçeği görelim. Ankaraspor beraberliği ve ardından gelen Hacettepe yenilgisi olmasa G.Saray'ın bugün itibariyle zirveye ortak olduğunu da hatırlatalım. Diyeceksiniz ki "Ninemin de bıyıkları olsa." Devrede A.Gücü'nden etkili tek pozisyon bile gözüme çarpmadı. G.Saray ikinci yarıda da istekli oyununu sürdürdü. A.Gücü 52'de Bouzid'in atılmasıyla 10 kişi kaldı. Aslında eksik kaldığı dakikalarda A.Gücü daha da dirençli çıktı. Sonunda üç puan G.Saray'ın hakkıydı, hak eden kazandı.
Gel de kayıplara yanma!
10.05.2009
Kayseri’deyim… Bir stat gördüm, kendimi rüyada sandım! … Faruk Süren’in kulağını çınlattım… Bugün Fatih Terim’i Galatasaray’a tavsiye(!) eden Süren bana şöyle demişti bir zaman; hocayı mocayı bırak… Terim merim hikaye. İlle de stat yapacaksın!
Ve şöyle devam etmişti;
Bizim çocuklar Avrupa’ya gittiğinde daha stadın tünelinden sahaya çıkarken o muazzam yapıyı görünce, ‘Aman Allahım bu ne muhteşem bir stat! Biz bunları yenemeyiz…’ diyorlar.
Avrupalı da bizim statlara gelince, çıkış tünelinden kendilerini sahaya attıklarında gördükleri manzara karşısında şöyle diyorlardır; ‘yahu bunların stadı buysa biz bunları rahat yeneriz!’
Süren’in bu lafı çok doğruydu. Stat bir takımı o kadar etkiler ki anlatamam…
Kayseri’deki Kadir Has Stadını görünce bunlar aklıma geldi, gururlandım ve de tüylerim ürperdi. Çok etkilendim.
Başta Kayseri Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki ve Kulüp Başkanı Recep Mamur’u kutluyor ve böyle bir stada ön ayak olan Hadir Has’ı da rahmet ve minnetle anıyorum.
Neden Fortis Kupası’nda Beşiktaş-Fenerbahçe finali burada oynatılmadı?
Cuk otururdu…
Böyle bir stat iftihar vesilesidir.
Bu ceza da Galatasaray’a ceza değil ödüldür!
Yok yoluna kaçan goller ve şampiyonluk
Galatasaray-Ankaragücü maçını seyrederken bir de şunu düşündüm;
Kocaeli, Hacettepe mağlubiyetleri, Fenerbahçe ve Ankaraspor beraberlikleri olmasa ya da kaybedilen 10 puandan sadece tek galibiyet çıkarılmış olsa bugün Sıvasspor 60, Galatasaray 58 puanda olacaktı!
Sıvas da İstanbul’a gelecekti…
Trabzon’un da 59 puanlık başarısını yok saymıyorum ama Galatasaray’ın ‘bu kadar da beleşten puanlar verilmez ‘ diyen taraftarının fıttırdığını görüyorum. Hele Hacettepe’ye karşı yenilgi affedilemez!
Bu yaptığım çok küçük bir hesap ama ‘kasap da hesapsız olunca’ biliyorsunuz masatın sonunu!...
Galatasaray bu kuvvetli kadrosuyla bu sene, yanlış adımlarının kurbanı olarak şampiyonluğu kaçırdığı gibi UEFA’da da zorlanmakta…
Bir tökezlese Bursa ensesinde…
Ya da çuvalla gol kaçırdığı Ankaragücü maçında bir gol yese al sana 2. Ankara bozgununu…. Malum ilkini Ankaraspor yapmıştı Ali Sami Yen’de…
Neyse…
Bir enayilik var ama…
Bir ton gol kaçtı. Mübalağa etmiyorum maç 6-0 biterdi… Şiir gibi futbol tek golde kaldıysa bunda bir enayilik yok mu?
Var ama;
Kim o enayi?
Bana kalırsa Galatasaray 12 kişi oynadı ve sahadaki o görünmez 12. oyuncu şans kapılarını kilitledi. Bu kadar da gol kaçmaz ki…
Baroş’un ki aman yarabbim!
Hele hele Baroş’un Barış’a verdiği pas, penaltıdan kolay ama Barış kaleciye nişanladı!
Ayhan yok mu o Ayhan. Kerata dinamo gibi… Makine gibi işliyor ama kafasının bir lobu sadece kendine işliyor. Çalımlarla Serkan’ın kalesinin dibine kadar girdi, Baroş’a çıkarsa lamba!... Gol boş kaleye olacak ama Ayhan hala son kalan adamı da çalımlamaya kalkınca gol ‘yok yoluna’ kaçtı!
Arda, Lincoln bunlar da gol kaçırma yarışına girince o mükemmel statta tabela tek golde kaldı.
Gol Baroş. Dakika 13
Uğursuzluk o dakikada gol atmaktaymış meğer!...
Galatasaray köprü trafiği gibi; AKICI…
Kadro güzel… Hepsi yerli yerinde, sadece Kewell kulübede… O da Bülent Hoca’nın tercihi…
Arda mükemmel akıyor…
Şiir gibi adam geçiyor… Ortadan dalıyor, kenardan süzülüyor, yandan kayıyor… Arda her tarafta. Arda insanın içine futbol olup akıyor…
Ya Lincoln;
Sular seller gibi… Arda ile bir elmanın iki yarısı bunlar.
Bu kadar mı anlaşma olur. İkisinin de ayak bilekleri birbirine ayarlı. Ver-kaçlar, rakibi atlatmalar hırsızları bile kıskandırır. Rakip futbolcu, kesin kimliğini kaybeder! Kim çaldı bilemez. Failler Arda ve Lincoln ama bu suçun kanunda yeri de yok ki!
Arda ve Lincoln’e yataklık yapanlar da var; Ayhan ve Hakan Balta… Onlar da olaya katılınca Galatasaray organize suçlar masasınca neredeyse aranır hale düşüyor. Topu rakipten çalıyorlar ve kimse şahit olamıyor. Top gözükmüyor ki… Sadece bir vals var sahada… Alkış eşliğinde dönüp duruyorlar… Helal olsun!
Ben böyle güzel paslaşmaları bir ara Brezilya Milli Takımı’nda görmüştüm. Yıllar öne; Pele, Vava, Didi, Jairzinho falan…
Dün Galatasaray’ın top gezdirmesinden büyük keyif aldım. Adnan Polat’ın yerinde olsam; Arda ve Lincoln’e ince ayar çekerim. Hayatta en büyük kazanım dua almaktır. Böyle oynayın sevaba girin derim… 30 bin kişi statta, 70 milyon kişi evlerinde size dua eder derim…
Var mı ötesi…
Ancaaak;
Yineliyorum böyle güzel paslaşmalara puan vermiyorlar. Galatasaray 10 kişi kalmış Ankaragücü’nden gol bile yiyebilirdi. Bu da işin azap tarafı!
Dikkat! Daha üç maç var.
Büyük takım girdiği pozisyonu gole çevirir ve de savunmada bu kadar çok açık vermez!
Hakem Suat Aslanboğa(n)
Garip bir hakem… İnsanın şüphelenesi geliyor… Hani Özgener Galatasaray’a ters ya!... Bilhassa mı verdi bu hakemi bu maça ve de tembihledi…
Oğlum Suat, hadi gaari soyadın gibi ‘Aslanboğan ol’ falan mı dedi acaba…
Daha maçın başı Baroş düşürülüyor, caaart sarı Baroş’a… Ortada daha fol yok yumurta yok!
Arkasından Emre Aşık’a ‘vakit geçirmekten’ bir sarı daha… Yahu be mübarek; puan almak isteyen taraf Galatasaray neden vakit geçirsin ki… Ankaragücü yenilmemeye oynayabilir ona bir puan yeter ama Galatasaray maçı kazanma sevdasında!...
Ankaragücü kalecisi Serkan Kırıntı topu 18 dışında tutuyor. İki el ve de iki ayak resmen, fotoğrafla sabit ki dışarıda… Ayrıca Serkan poz da veriyor… Hakemden ceza yok. Oynayın diyor!.... O zaman kasıt var diyorsun kararlarda…
Taa ki; Bouzid’in atılışına kadar!
Onu da atmasa taraftar homurdanacak, federasyon bir ceza daha verecek Galatasaray’a!…
Suat kardeşim çok kötü bir maç yönetti. Sonunda iki takıma da yaranamadı!
Ankaragücü zorda…
Kayseri’de, Ankaragücü’nü Cemal Aydın’ın elinden kurtardık diyen yöneticilerle konuşuyorum; çok umutlular. Kümede kalırız diyorlar.
Bu maçtan puan alamazsanız işiniz zor, dedim…
Umarım kurtulurlar ama Ankaragücü’nün son üç maçı puan açısından sıfıra yakın!
Hikmet Karaman 10 kişi kalmasına rağmen riski göze aldı, yapılması gerekenleri yaptı ve üç forvetle oynadı ama gol atamadı. Çok da kontra yedi onları da Galatasaray atamadı. Ceyhun var ama yok! M. Yılmaz yine çok dağınık. İglesias ve De Nigris umut olmaktan uzak. Rakibin dengesini bozacak çabuk adam Jaba da 62’de oyuna girince Ankaragücü etkisiz kaldı. Savunmasının da Galatasaray forvetlerini durdurması mümkün değildi…
Maç bittiğinde herkes sıkıntılıydı;
Ankaragücü düşüyor olmaktan
Galatasaray kaçırdığı puanlara yanıyor olmaktan…
Ayıp ama;
Bakıyorum herkes Beşiktaş’ın lider oluşundan bahsediyor.
Sıvas için üzülen yok!
Ayıp ama…
Sıvas’ın iki yıldır süren liderliği bitince neden herkes ona sırtını döndü?
Galiba; amacını aşan laflar da etmeyeceksin, etrafa kafa da tutmayacaksın!
Bunlar ters tepti…
Uyarıyorum;
Daha lig bitmedi… Çok önemli maçlar var. Her şey olur. Beşiktaş ilk ikiyi bozmaz.
Dikkat! Sıvas geriye düşünce panik yapıyor. İlk ikiyi bozabilir.
Galatasaray bile Trabzon’la birlikte sürpriz yapabilir…
Bursa da bir anda UEFA’ya yollanır…
En garantiler; Beşiktaş’la Fenerbahçe.
Beşiktaş; Champions League,
Fenerbahçe de Beşiktaş sayesinde UEFA…
Galatasaray da bileğine güvenecek.
Ya herru ya merru diyecek.
Herru’da; CL var…
Merru’da; LC…
Lahavle Cemaat-i saray!
2. Ribery skandalı direkten dönnnnndü
Geçen hafta yani Mayıs'ın 6'sında bir telaş vardı ki Galatasaray Kulübü'nde...
Aman Allah!
Biri oraya koşuyordu, biri buraya!
Telefonlar susmuyordu;
- Alooo... Geç kalıyoruz...
- Alooo... Haydi çabuk!
- Alooo... Sesim geliyor mu?
Türünden konuşmalar... Panik halini yansıtıyordu biraz...
Mesele para meselesiydi. Ama bu çok acildi... Saat 17.00'ye kadar para bulunmalı, bir futbolcunun hesabına yatırılmalıydı. Yoksa o futbolcu serbest kalma hakkını kazanacaktı; tıpkı Ribery gibi...
Ribery olayını biliyorsunuz değil mi? 'Unutur muyuz' dediğinizi duyar gibiyim.
138 bin dolarlık alacağı yatırılmadığı için uçup gitmişti Fransız.
Bu da öyle olabilirdi, buydu telaşın nedeni.
Bu futbolcunun kim olduğuna gelince... Milan Baros'tu.
Tik tak tik tak diye zaman geçtikçe kulüptekilerin kalbi daha hızlı atmaya başlıyordu, saatin akreple yelkovanı 17.00'yi göstermek için son sürat ilerliyordu.
Neyse ki son anda devreye girdi Başkan Adnan Polat. Kriz çözüldü, para hesaba yatırıldı.
Öyle derin bir 'Ohhh' çekildi ki kulüpte; etraftan duyuldu.
2. Ribery skandalı direkten döndü yani... Olay soğuduktan sonra Polat'la konuştum; 'Sorun kalmadı, fazla kurcalamayalım' dedi.
Kurcalamayalım da...
Bir dahaki ödeme zamanını da unutmayalım. İşi de son ana bırakmayalım.
Hasan ve Ümit'i tarih yazacak
Ümit Karan'la Hasan Şaş'ın ne yazık ki fişlerinin çekildiğini geçtiğimiz günlerde yazmıştım...
'Ben demiştim' diye bir böbürlenme değil bu, yanlış anlaşılmasın...
Ama tüm gelişmeler 'İki tecrübenin' yol ayrımında olduğun gösteriyordu...
Hacettepe maçında kendisini kadroda göremeyen Ümit etrafındakilere dert yanıyordu...
'Yaser'in ilk 11 oynadığı takımda ben yedek kalıyorsam, artık beni burada tutmazlar...'
Hasan Şaş konuşmuyordu çünkü taraftar 'O'nu yuhalamıştı...'
Şaş mutsuzdu, aynen Karan gibi... Şaş bundan sonrası için neler olacağını tahmin ettiği için, Bülent Korkmaz'a gidip 'Artık beni kadroya almana gerek yok, hepimiz yıpranıyoruz' teklifini getiriyordu...
Ümit Karan'ın hiçbir teklifi olmadı... Formsuz olduğunu, bu sezon için sıfır çektiğini biliyordu...
Ama bir ışık bekledi...
Kadro dışı kalmanın ne demek olduğu en iyi bilen Bülent Korkmaz, bunları Fatih Terim döneminde yaşamamış mıydı?
Teknik karar gibi safsatalar kimseyi inandırmıyor...
Birinin çıkıp Ümit Karan'a 'Seni istemiyoruz, 9 yıl buradasın ama artık vedalaşma zamanı' demesi zor mu?
Arkadan dolaplar çevirmenin, biraz da sinsice planlar yapmanın kime ne faydası var!
Güle güle Ümit ve Hasan...
Güle güle futbolun emekçileri...
Şimdi yuhalayanları da, sizin fişinizi çekenleri de bir gün gelecek herkes unutacak.
Ama Galatasaray tarihinde sizin isimleriniz altın harflerle yazılı kalacak.
Güle güle...
Papatya falı
Galatasaray'ın teknik direktör olayını bir kısım gazeteler tam bir papatya falına çevirdi...
'Gelecek gelmeyecek. O gelecek, şu gidecek' diye yazan yazana...
Ankaraspor beraberliğinden sonra Bülent Korkmaz istifa mektubu verdi vermesine de... Başkan Polat işleme koymadı...
İşte ondan sonra daha da patladı bu haberler.
Bir gün bakıyorsunuz, 'Şu gelecek' diye yazıyor biri... Ertesi gün de 'Eşini razı edemedi' diyor... Şimdilik en moda gerekçe bu; eşlerin istememesi... Bunu çocuğunun okul problemi izliyor (Halbuki adı geçen adamın çocuğu evlenme çağına gelmiş)... İsimler havada uçuyor yine; o olmazsa başkası.
Şimdi adı geçenlere bakalım tek tek... Adnan Polat 'İlle de Alman olsun' diyorsa not etsin bir köşeye...
SCHUSTER: Real Madrid'den kovuldu, hala boşta... Her teklife balıklama atlar...
KLİNSMANN: Bayern Münih'teki başarısızlıktan sonra boşta. Ama sıkı pazarlıkçı, kendini ağırdan alır.
MATTHAEUS: İsrail takımı Maccabi Netenya'dan ayrılacağını açıkladı, başarısız bir grafik çiziyor... 'İstanbul' desen ilk uçakla gelir...
SAMMER: Alman futbol federasyonunda teknik danışman. İkna etmek zor...
VÖLLER: Bayern Leverkusen'de futbol direktörü, rahatını bozmaz...
İşin özü şu Alman teknik adamlar aranılan isimler değil... Hollandalı teknik adamlar desen anlarım...
Ama Galatasaray'da Başkan Adnan Polat hala Alman diyor başka bir şey demiyor...
Bir Capello, bir Ancelotti, bir Guss Hiddink, bir Mourinho'yu Galatasaray'a getirilemeyeceğine göre orta sınıf bir teknik adam getirilir, herkes rahatlar...
İmzacılar güldürmeyin kendinize
Sözüm imza kampanyası başlatanlara... Yani 1200 imzayı bulurlarsa devrim yapacaklar, Başkan Adnan Polat'ı devirip olağanüstü kongreye gidecekler...
Bu mümkün değil...
Onlar da biliyorlar... Bu kadar imzaya ulaşmak imkansız...
Bir de bardağın diğer tarafına bakmak lazım...
İmza toplayanlar sadece kongre üyesiler...
Sadece eleştirenler...
Ürütmeyenler, somut çözüm üretmeyenler...
'Hadi buyurun, işbaşına' denildiğinde kuyruğu kıstırıp tüyerler!
Galatasaray'a beş kuruşluk menfaati olmayan imzacılar. Polat gitsin, Faruk gelsin, o olmaz Ergun buyursun, o da olmaz Ali Tanrıyar gelsin, o yaşlı canım genç biri lazım geyiklerini bıraksınlar...
Yapacakları tek şey, Adnan Polat ve ekibine 2010 Mart'ına kadar destek olmak, o gün seçimlerde duruşunu sergilemek olmalıdır...
Şimdi Polat ceketini alıp giderse her şey güllük gülistanlık mı olacak?
Sanki gelecek olan kuş mu konduracak? Güldürmeyin insanı...
Aslında Galatasaray'da dışarıda düşman aramaya gerek yok, düşmanlar zaten içeride...
Bahri Havadır
Hepiniz yüklediğim anlam kadarsınız...Beklemek yavaş yavaş ölmektir...
Schuster ve diğerleri!
Son şampiyon hedeflerine bu sezon erken veda etti. İlk hedef olan Şampiyonlar Ligi'nde, daha ön eleme turunda Steau Bükreş'e elenen sarı kırmızılılar, Fortis Türkiye Kupası'na çeyrek finalde, UEFA Kupası'na ise 4 turda veda etti. Aslan son olarakta ligin bitinmine 5 hafta kala şampiyonluk yarışından uzakta kaldı, hem de belki Türkiye'nin en iyi kadrosuna sahip olduğu dönemde...
Geçen sene Mart'ta başkanlığa seçilen Adnan Polat, ortak isim olarak seçilmişti esasında.. Üzerine ligde alınan şampiyonlukla birlikte kredisi çoğaldı başkanın. Kewell ve Baros transferleri ise beklentileri iyice arttırmıştı. Ancak teknik direktör seçiminin yanlış olduğu en baştan belliydi, Skibbe, belki iyi bir antrenördü ama Galatasaray'ın bu kadrosunu hem eğitebilecek hem de bu kadroyla başarı yakalayabilecek bir teknik adam değildi. Nitekim, sarı-kırmızılılar zaman zaman çok iyi futbol oynasa da, bir türlü istikrarı sağlayamıyordu. Kocaeli maçındaki 5-2'lik ağır yenilgi Alman teknik adamın sonunu getirdi.
Skibbe'nin yerine Bülent Korkmaz getirildi. Taraftarın 'Cesur Yürek'iydi o.. Ancak, yine zaman yanlıştı. Bülent Korkmaz da bu kadroyu yönetebilecek tecrübeye sahip değildi. Aslan, büyük kaptanının yönetimi altında önce UEFA Kupası'ndan elendi sonra da ligden koptu. Hem de ilk yarıdaki futboldan da eser yoktu. Taraftar Skibbe'yi bile arar olmuştu. Bu durum da hiç kuşkusuz Bülent Korkmaz'ın sonunu hazırlamıştı. Genç teknik adam, 'Cesur Yürek' olduğu kulübüne 'hayır' diyemediği için hem kendi kariyerini hem de Galatasaray'ın hedeflerini bitirmişti belki de..
Ortada hedef kalmayınca, gelecek sezon için transfer dedikoduları da çoğaldı. Sarı kırmızılı yöneticiler de teknik direktör arayışlarına hız verdi. Şimdiden yüzlerce isim yer aldı medyada, Perrin, Fatih Terim, Rijkaard ve Schuster bunlardan birkaçı sadece..Belki bunların hiç birinin bu durumdan haberi yok ancak isimlere bakarsak belli ki sarı-kırmızılı yönetim hatalarından ders almış...
Adnan Polat ve ekibi artık takımın, kadrodaki her futbolcunun saygı duyacağı bir teknik adama teslim edilmesi gerektiğini anlamış durumda. Bu durum da sarı-kırmızılı taraftarlar için bir umut ışığı olabilir. Etrafımdaki çoğu Galatasaraylı arkadaşımın yönetime inancı her geçen gün azalsa da, ben onlar gibi düşünmüyorum. Evet, Polat yönetimi bence de başarısız ancak, yaklaşan kongre öncesi son şanslarını kötü kullanacaklarını düşünmüyorum.
Basında yer alan teknik adamlardan 2 tanesi bence eğer takımın başına geçirilebilirse bu yolda çok önemli bir adım atılmış olur. Bunlar Rijkaard ve Schuster. Ancak Rijkaard'ın Türkiye'ye geleceğini düşünmediğimden, Schuster olasılığı üzerinde daha çok durmak istiyorum.
Bernd Schuster, futbolculuğunda çok büyük bir oyuncuydu. Barcelona, Atletico Madrid ve Real Madrid gibi büyük takımlarda forma giydi. Zamanının en önemli orta saha oyuncularından biriydi. Futbolu bıraktıktan sonra teknik direktörlük kariyerine başlayan Schuster, esas çıkışı Getafe'de yaptı. İspanyol takımında müthiş bir başarı yakalayan Alman teknik adam, hem kurduğu sistemle hem de oynattığı futbolla dikkatleri üzerine çekti. Bu başarısı sonrası yeni durak Real Madrid'ti. Orda da takımın başına geçtiği ilk sezonda şampiyonluk yaşayan Schuster, oynattığı atak futbol ile övgüler aldı. Ancak, 2. sezonun ortasında çeşitli nedenlerden dolayı görevinden ayrılan Alman teknik adam şu an boşta.. Yaklaşık 5-6 aydır takım çalıştırmayan Alman teknik adam, geçen günler İspanyol basınına yaptığı açıklamada Galatasaray'la anlaştığını söyledi. (Gerçi Adnan Sezgin bu transferi yalanladı).
Schuster'in hem ismiyle hem de tecrübesiyle Galatasaray için iyi bir seçim olduğunu düşünüyorum. Taktik olarak 4-2-3-1 sistemini tercih eden ve özellikle yıldız oyuncularla çok iyi geçinmesiyle bilinen Schuster Galatasaray'a çok şey kazandırabilir. Ancak bunun için Alman teknik adamla uzun bir sözleşme imzalanması ve şampiyon olunmasa bile en az 2 yıl sabredilmesi gerekir. Eğer bu sağlanırsa, sarı-kırmızılılar hem altyapıdan çok iyi futbolculara sahip olur hem çok önemli isimler Galatasaray kadrosuna katılır hem de ileride bile devam edecek bir sistem oluşturulabilir..Bu da kalıcı başarıyı getirir, aynen Fatih Terim'in ilk döneminde olduğu gibi..
Enis Berki / Habertürk
[img width=80 height=20]http://i830.photobucket.com/albums/zz222/ismails/Arenapng.png[/img]
Konuyu Favori Sayfanıza Ekleyin